GLOPOLICY Bülten Sayı 16
- İngiltere, Chagos Adaları’nın Mauritius’a İadesine İlişkin Anlaşmayı Dondurdu.
İngiliz hükümeti, ABD Başkanı Donald Trump’ın eleştirilerinin ardından Chagos Adaları’nı Mauritius’a devretme planlarını askıya aldığını açıkladı. Anlaşma, İngiltere’nin Diego Garcia’daki askeri üssün kontrolünü 99 yıllık bir kira sözleşmesi ve ABD’nin oradaki operasyonlarını sürdürmesine olanak tanıyan bir uzatma seçeneğiyle elinde tutmasını öngörüyordu. Ancak anlaşmanın Washington’dan da resmi onay alması gerekiyordu. İngiliz hükümetinden yapılan açıklamada, “Anlaşmanın üssün uzun vadeli geleceğini korumanın en iyi yolu olduğuna hala inanıyoruz, ancak ABD’nin desteği olmadan anlaşmaya devam etmeyeceğimizi her zaman dile getirdik. ABD ve Mauritius ile görüşmeye devam ediyoruz” denildi. Adaların yaklaşık 2.000 kilometre güneybatısında yer alan Mauritius, adaların kontrolünü ele geçirme girişimlerine devam edeceğini açıkladı.
Güney Kore, Kuzey Kore ile Görüşmeleri Yeniden Canlandırmak İçin AB’ye Yöneldi.
Güney Kore hükümeti, mevcut ikili “güvensizlik ve düşmanlığın” ötesine geçmek ve Pyongyang ile ilişkilerde bir atılım sağlamak amacıyla, Avrupa Birliği’nden Kuzey Kore ile görüşmelerde arabulucu olarak hareket etmesini istedi. Güney Kore Birleşme Bakanı Chung Dong-young, geçen hafta Seul’de Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nden bir heyetle yaptığı görüşmede, “AB’nin Güney ve Kuzey Kore arasında AB arabuluculuğunda ‘iki artı bir’ siyasi diyaloğu kolaylaştırmayı değerlendirmesini takdir ederim” dedi. Chung, AB’nin “yüzyıllarca süren düşmanlığı çözme ve bölgesel entegrasyonu sağlama geçmişine sahip olduğu” için “en uygun arabulucu” olduğunu da sözlerine ekledi. Analistlere göre, Pyongyang üzerindeki etkisini kaybettiğini hisseden Çin, sınır ötesi ticareti artırmak ve Kim rejimine yönelik baskıyı hafifletmek için devreye girdi. Ve iki komşu ve ideolojik olarak aynı çizgideki büyük gücün Kim Jong Un’a yakınlaşmasıyla, Kuzey Kore diktatörünün sert çizgisini sürdürmesi muhtemel görünüyor.
- ABD’nin Hürmüz Hamlesi Küresel Riskleri Artırıyor.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’na yönelik planladığı deniz ablukası, küresel güvenlik ve enerji piyasaları açısından ciddi belirsizlikler yaratmaktadır. ABD, İran’a yönelik baskıyı artırmak için bu adımı atarken, bölgede mayın temizleme faaliyetlerini sürdürmeyi ve müttefik gemilerin güvenli geçişini sağlamayı hedeflemektedir. Ancak bu hamle, İran ile gerilimi daha da tırmandırma riski taşımakta ve özellikle petrol arzında kesintiler ile fiyat artışı endişelerini beraberinde getirmektedir. Bununla birlikte, ablukaya ilişkin birçok kritik soru henüz netlik kazanmamıştır. ABD’nin hangi gemilere müdahale edeceği, diğer ülkelerin — özellikle İran petrolüne bağımlı olan Çin gibi aktörlerin — nasıl tepki vereceği ve bu durumun küresel ekonomiye etkileri belirsizliğini korumaktadır. Uzmanlara göre bu gelişmeler, sadece bölgesel bir kriz değil, aynı zamanda uluslararası ticaret ve ekonomik istikrar açısından da önemli riskler doğurmaktadır.
- Orta Doğu’daki Gerilimler IMF Görüşmelerini Sekteye Uğrattı.
Orta Doğu’daki savaş, küresel ekonomiyi ciddi şekilde sarsarak büyümenin yavaşlamasına ve enflasyonun yeniden yükselmesine yol açmaktadır. IMF’ye göre özellikle petrol arzındaki kesintiler ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar, enerji fiyatlarını artırarak dünya genelinde ekonomik belirsizliği derinleştirmiştir. Bu gelişmeler sonucunda IMF, küresel büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmiş ve küresel ekonominin yeni bir risk dönemine girdiğini belirtmiştir. Savaşın etkilerinin kısa vadeyle sınırlı kalmayacağı, en iyimser senaryoda bile ekonomik hasarın süreceği öngörülmektedir. Artan enerji ve emtia fiyatları üretim maliyetlerini yükseltirken, tüketici alım gücünü düşürmekte ve merkez bankalarını faiz artırmaya zorlayabilmektedir. IMF ayrıca bu krizin özellikle gelişmekte olan ülkeleri daha fazla etkileyeceğini, buna karşılık bazı ülkelerin (örneğin Rusya) yüksek enerji fiyatlarından fayda sağlayabileceğini vurgulamaktadır.
- ABD–İran Hattında Çatışma ve Diplomasi
Son haftalarda ABD–İran hattında hem askerî hem de diplomatik açıdan önemli gelişmeler meydana gelmiş, taraflar arasında kalıcı bir barışın bugünkü şartlar ve isteklerle uzak ihtimal olduğu görülmüştür. ABD ile İran arasında İslamabad’da yürütülen görüşmeler, nükleer program, füze kapasitesi, bölgesel silahlı gruplara destek ve Hürmüz Boğazı üzerindeki denetim gibi temel başlıklarda anlaşma sağlanamadan sonuçlanmış; buna rağmen teknik düzeyde temasların tamamen kopmadığı ve yeni müzakere ihtimalinin masada kaldığı açıklanmıştır. Bu süreçte ilan edilen ateşkesin tamamen istikrarlı biçimde işlemediği, sahadaki askerî baskının diplomatik zemini sürekli zayıflattığı görülmektedir. Bölgesel düzeyde ise Türkiye ateşkesin uzatılması ve görüşmelerin sürmesi için devreye girerken, Birleşmiş Milletler de müzakerelerin yeniden başlayabileceğini belirtmiştir. Aynı zamanda İsrail’in İran bağlantılı bölgesel unsurlara yönelik sert güvenlik yaklaşımı ve bölgedeki askerî baskıyı artıran hamleleri, zaten hassas olan dengeyi daha da kırılgan hale getirmiştir. Bu durum, ABD ile İran arasında yürütülen diplomasinin yalnızca iki ülke arasındaki teknik anlaşmazlıklardan ibaret olmadığını; İsrail’in güvenlik politikaları, bölgesel vekil aktörler ve karşılıklı caydırıcılık hesaplarıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Uluslararası İlişkiler açısından bakıldığında bu tablo, Orta Doğu ve çevresinde yalnızca anlaşma imzalamanın yeterli olmadığını; ateşkeslerin uygulanması, deniz ticaret yollarının güvenliği ve bölgesel aktörlerin güven inşası mekanizmalarına ne ölçüde bağlı kalacağının belirleyici olduğunu göstermektedir.
- AB’nin Rusya’ya Yeni Yaptırım Hamlesi
Son iki haftada Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım hamlesi, Ukrayna savaşı bağlamının ötesine geçerek enerji güvenliği ve ekonomik istikrar tartışmalarının merkezine yerleşmiştir. Rus doğal gazına yönelik kısa vadeli kontrat yasağının 25 Nisan 2026’da yürürlüğe girecek olması, AB’nin Moskova üzerindeki ekonomik baskıyı sürdürmekte kararlı olduğunu göstermektedir. Avrupa Komisyonu, savaşın sürmesi halinde AB’nin kalıcı bir enerji şoku, zorunlu yakıt kesintileri ve sanayi üzerinde yeni maliyet baskılarıyla karşılaşabileceği uyarısında bulunmuştur. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim, petrol ve LNG (Liquefied Natural Gas — Sıvılaştırılmış doğalgaz) akışına ilişkin endişeleri arttırmış, bu da Avrupa’nın hem Rusya’ya baskıyı sürdürmesini hem de enerji arzını güvence altına almasını aynı anda zorlaştırmıştır. IMF, savaş kaynaklı enerji fiyat artışlarının küresel büyümeyi zayıflatabileceğini ve enflasyon riskini yeniden yükseltebileceğini belirtirken, hükümetlere geniş kapsamlı sübvansiyonlar yerine hedefli ve geçici önlemler önerilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
- BRICS Rüzgarı: Küresel Ekonomide “Dolarsızlaşma” Hamlesi Güç Kazanıyor
Küresel finans sisteminin tek kutuplu yapısı, son yılların en büyük meydan okumasıyla karşı karşıya. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu BRICS bloğu, yeni üyelerin katılımı ve yerel para birimleriyle ticaret hamleleriyle “de dolarizasyon” (dolardan arındırma) sürecini hızlandırıyor. Yıllardır dünya ticaretinin ve rezervlerinin sarsılmaz lideri olan ABD Doları, BRICS ülkelerinin stratejik hamleleriyle sorgulanmaya başlandı. Özellikle Batı’nın Rusya’ya yönelik uyguladığı finansal yaptırımlar ve SWIFT sisteminden dışlama kararları, gelişmekte olan ekonomiler için “güvenli liman” algısını değiştirdi. BRICS liderleri, kendi aralarındaki ticarette dolar yerine yerel para birimlerini kullanma konusunda somut adımlar atıyor. Çin’in Yuanı (Renminbi) ve Hindistan’ın Rupisi, enerji ve emtia ticaretinde giderek daha fazla pay sahibi olmaya başladı. Sürecin merkezinde, “BRICS Bankası” olarak bilinen Yeni Kalkınma Bankası (NDB) yer alıyor. Banka, üye ülkelere dolar cinsinden değil, yerel para birimleri üzerinden kredi verme kapasitesini artırıyor. Bu durum, ülkelerin dış borç krizlerinde dolar kurundaki dalgalanmalardan korunmasını amaçlıyor. “Finansal bağımsızlık, egemenliğin bir parçasıdır. Kendi para birimlerimizle ticaret yapmak, küresel şoklara karşı bir kalkan oluşturacaktır.” — BRICS Zirvesi Ortak Deklarasyonu
- Savunmada “Yüzyılın Yatırımı”: Trump’tan 1 Trilyon Dolarlık Rekor Bütçe
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, “Güç Yoluyla Barış” (Peace Through Strength) doktrini çerçevesinde, 2026 mali yılı için savunma bütçesini 1 trilyon doların üzerine çıkararak ABD tarihinde bir ilke imza attı. Kongre’ye sunulan yeni bütçe tasarısı, askeri modernizasyon ve sınır güvenliği odaklı devasa bir artışı öngörüyor. Beyaz Saray tarafından açıklanan 2026 bütçe taslağına göre, Pentagon’un temel harcama yetkisi bir önceki yıla oranla yaklaşık %13 artırılarak 1,01 trilyon dolara yükseltildi. Bu rakam, sadece ABD tarihinin en yüksek savunma bütçesi olmakla kalmıyor, aynı zamanda Trump yönetiminin küresel askeri üstünlüğü pekiştirme kararlılığının bir göstergesi olarak kabul ediliyor.Bütçenin aslan payı, stratejik savunma teknolojilerine ve mühimmat stoklarının yenilenmesine ayrıldı. Taslakta öne çıkan başlıklar şunlar: Füze Savunma Sistemi (Golden Dome): Trump’ın seçim vaatleri arasında yer alan, tüm ABD topraklarını kapsayacak yeni nesil bir füze savunma kalkanı için milyarlarca dolarlık Ar-Ge kaynağı ayrıldı. Donanmanın Güçlendirilmesi: “Yeniden Büyük Donanma” hedefiyle gemi inşa sanayine devasa sübvansiyonlar verilmesi ve uçak gemisi sayısının artırılması planlanıyor. Yapay Zeka ve Uzay Kuvvetleri:Otonom silah sistemleri ve Uzay Kuvvetleri’nin operasyonel kapasitesinin genişletilmesi bütçenin kritik kalemlerini oluşturuyor. Trump, savunma bütçesindeki bu tarihi artışı finanse etmek için federal hükümetin diğer kollarında ciddi kemer sıkma politikalarına gidileceğini sinyalini verdi. Sosyal hizmetler, eğitim ve çevre programlarında yapılması planlanan yaklaşık %10’luk kesintilerin, bütçe görüşmeleri sırasında Kongre’deki demokratlarla büyük bir siyasi çatışmaya yol açması bekleniyor.
İrem Anılır, Melike Nursena Öz, Muhammed Mustafa Güler, Buse Çoban