Bülten 01 Mayıs 2026 19:00

GLOPOLICY Bülten Sayı 17

GLOPOLICY Bülten Sayı 17
  • NATO İçinde Artan Görüş Ayrılıkları

NATO içinde son dönemde Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupalı müttefikler arasındaki görüş ayrılıkları daha belirgin hâle gelmeye başladı. Özellikle savunma harcamaları, Ukrayna savaşı, Çin’e yönelik politikalar ve Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini artırma isteği, ittifak içinde farklı bakış açılarını ortaya çıkarıyor. ABD yönetimi uzun süredir Avrupa ülkelerinin NATO bütçesine daha fazla katkı yapmasını istiyor. Washington, Avrupa’nın güvenliği konusunda yükün büyük kısmını taşımaktan rahatsız olduğunu sık sık dile getiriyor. Buna karşılık başta Fransa ve Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, ABD’ye tamamen bağımlı olmayan daha bağımsız bir Avrupa savunma sistemi kurulması gerektiğini savunuyor. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında NATO’nun doğu kanadında askerî hareketlilik artarken, savaşın geleceği konusunda ittifak içinde tam bir birlik sağlanabilmiş değil. Bazı ülkeler Ukrayna’ya daha fazla askerî destek verilmesini isterken, bazı Avrupa devletleri savaşın uzamasının ekonomik ve siyasi maliyetlerinden endişe ediyor. Özellikle enerji fiyatları, savunma harcamalarındaki artış ve ekonomik yavaşlama Avrupa’da ciddi tartışmalara neden oluyor. Son dönemde ABD ile Avrupa arasında Çin politikası konusunda da farklı yaklaşımlar dikkat çekiyor. Washington, Çin’i doğrudan stratejik rakip olarak görürken Avrupa ülkeleri ekonomik ilişkileri tamamen riske atmak istemiyor. Ayrıca Avrupa’da bazı çevreler, ABD seçimlerinin NATO’nun geleceğini etkileyebileceğini düşünüyor ve bu nedenle Avrupa’nın kendi güvenlik kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini savunuyor.

  • Avrupa Birliği’nin Yeni Enerji Arayışları

Avrupa Birliği, son yıllarda enerji güvenliğini artırmak ve dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla Orta Doğu merkezli yeni enerji rotalarına yönelmeye başladı. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarına olan bağımlılığını azaltma isteği, alternatif enerji projelerini daha önemli hâle getirdi. Bu süreçte Orta Doğu’daki doğal gaz rezervleri ve enerji koridorları Avrupa için stratejik bir öncelik hâline geldi. Başta Katar olmak üzere Körfez ülkeleriyle yapılan enerji anlaşmaları dikkat çekerken, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz kaynakları da Avrupa’nın ilgisini çekmeye devam ediyor. Özellikle İsrail, Mısır ve Güney Kıbrıs merkezli enerji projeleri Avrupa’nın uzun vadeli enerji planlarında önemli bir yer tutuyor. Son dönemde gündeme gelen Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru projesi de Avrupa’nın enerji ve ticaret rotalarını çeşitlendirme hedefinin bir parçası olarak görülüyor. Bu proje ile Orta Doğu üzerinden Avrupa’ya ulaşacak yeni ticaret ve enerji ağlarının kurulması planlanıyor. Ayrıca Avrupa ülkeleri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminallerine yatırım yaparak enerji tedarikini daha esnek hâle getirmeye çalışıyor. Ancak bölgede devam eden siyasi krizler ve güvenlik sorunları bu projelerin önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. İran ile Batı arasındaki gerilim, Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları ve İsrail-Filistin çatışması enerji hatlarının güvenliği konusunda endişe yaratıyor. Bunun yanında enerji maliyetleri ve altyapı yatırımları da Avrupa ekonomileri üzerinde baskı oluşturuyor. Buna rağmen Avrupa Birliği, enerji kaynaklarını çeşitlendirmenin hem ekonomik hem de stratejik açıdan gerekli olduğunu düşünüyor. Önümüzdeki yıllarda Orta Doğu’nun Avrupa enerji politikalarında daha merkezi bir rol oynaması bekleniyor.

  • Trump’ın İran’la Ateşkesin Uzatılabileceğine Dair Sinyal Vermesi Üzerine Petrol Fiyatları Düştü.

Amerika ile İran arasındaki ateşkesin uzatılabileceğine yönelik sinyallerin küresel petrol arzı endişelerini azaltmasıyla petrol fiyatları Çarşamba günü geriledi. Fiyatlardaki düşüş, Washington ile Tahran arasında artan gerilim nedeniyle petrolün Salı günü 101 doların üzerine çıkmasının ardından geldi. Uluslararası gösterge Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık 97,85 dolara gerilerken ABD tipi West Texas Intermediate petrolü de seans boyunca değer kaybetti. ABD Başkanı Donald Trump, Washington’un Tahran’a “birleşik bir teklif” hazırlaması için zaman tanımak amacıyla ateşkesi uzatmaya hazır olduğunu açıkladı. Trump’a göre Pakistan Başbakanı Shehbaz Sharif ve Ordu Komutanı Asim Munir dahil olmak üzere Pakistanlı yetkililer, İran’a yönelik olası yeni askeri adımlar öncesinde ek süre talep etti. Başlangıçta çarşamba günü sona ermesi planlanan ateşkesin bu nedenle geçici olarak uzatıldığı belirtildi. Ancak gerilimlerin geçici olarak azalmasına rağmen bölgedeki belirsizlik devam ediyor. ABD’nin İran bayraklı bir kargo gemisine el koyması ve Tahran’ın misilleme tehditleri jeopolitik riskleri artırdı. İran ayrıca Washington’u İran limanları ve kıyı bölgelerine abluka uygulamakla suçlayarak Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, söz konusu ablukayı “savaş eylemi” olarak nitelendirirken ticari gemilerin hedef alınmasının ateşkes ihlali olduğunu savundu. Pakistan’da yapılması planlanan ABD-İran görüşmelerine ilişkin belirsizlik de sürüyor. İranlı yetkililer görüşmelere katılımı henüz resmen doğrulamazken, ABD başkan yardımcısının planlanan ziyaretinin ertelendiği bildirildi. Öte yandan küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği ciddi şekilde yavaşladı ve son 24 saatte yalnızca sınırlı sayıda geminin geçiş yaptığı aktarıldı. Analistler, arz risklerinin devam etmesine rağmen diplomatik temasların sürebileceğine yönelik beklentilerin petrol fiyatlarında daha sert yükselişleri sınırladığını belirtti. Ayrıca Amerikan Petrol Enstitüsü verileri, ABD ham petrol stoklarının geçen hafta 4,5 milyon varil azaldığını, benzin ve distilat stoklarında da düşüş yaşandığını gösterdi.

  • Zelensky, Devam Eden Gerilimlere Rağmen Azerbaycan’da Putin ile Görüşmeye İstekli Olduğunu Belirtti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy, Azerbaijan ziyareti sırasında Kiev’in Rusya ile üçlü görüşmelere hazır olduğunu açıkladı ve Ukrayna’nın daha önce Türkiye ile İsviçre’de benzer temaslar gerçekleştirdiğini söyledi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ilham Aliyev ile birlikte konuşan Zelenskyy, “Rusya diplomasiye hazır olduğu sürece” Azerbaycan’daki görüşmelere hazır olduklarını belirtti. Ayrıca Ukrayna lideri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Rusya ve Belarus dışında herhangi bir ülkede görüşmeye hazır olduğunu ifade etti. Kiev yönetimi Belarus’u Moskova’nın savaş politikalarını destekleyen ülkelerden biri olarak görüyor. Zelenskyy’nin ziyareti, savaşın başlangıcından bu yana Güney Kafkasya’ya yaptığı ilk ziyaret oldu ve Ukrayna’nın bölgeye yönelik artan stratejik ilgisini ortaya koydu. Ukrayna lideri, ilk kez Ukraynalı askeri uzmanların anti-drone teknolojileri ve güvenlik iş birliği kapsamında Azerbaycan’da görev yaptığını doğruladı. Ayrıca Kiev ve Bakü’nün savunma sanayii ve güvenlik alanlarında “çok önemli bir adım” attığını ve iki ülke arasında ilgili anlaşmaların imzalandığını açıkladı. Görüşmeler sırasında liderler enerji iş birliği ve bölgesel istikrar konularına da odaklandı. Aliyev, Ukrayna ile Azerbaycan’ın birbirlerinin toprak bütünlüğünü desteklemeye devam ettiğini vurguladı ve iki lider arasındaki bir sonraki görüşmenin Ukrayna’da yapılmasının planlandığını duyurdu. Ayrıca Azerbaycan’ın devlet enerji şirketi SOCAR’ın uzun yıllardır Ukrayna’da başarılı şekilde faaliyet gösterdiğini ve yeni ortak projeler ile yatırımların değerlendirildiğini söyledi.

  • IMF’den Savaş Bilançosu: “Ekonomik Ufuk Kararıyor, Belirsizlik Artıyor”

Uluslararası Para Fonu (IMF), 2026 yılına girerken küresel ekonominin üzerindeki “savaş gölgesinin” derinleştiği uyarısında bulundu. Özellikle Orta Doğu’daki son gerilimler ve Ukrayna’daki bitmek bilmeyen çatışmalar, küresel büyüme tahminlerini aşağı çekerken, enflasyonist baskıları yeniden tetikleme riski taşıyor. IMF’nin Nisan 2026 tarihli son raporuna göre, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi son yılların en sert büyüme aşağı yönlü revizyonlarından biriyle karşı karşıya. Özellikle son aylarda tırmanan İran merkezli gerilimler ve Gazze’deki çatışmaların yarattığı kalıcı hasarlar bölge ekonomisini vurdu. Bölge genelinde büyüme beklentisi önceki tahminlere göre %2,3 puan düşürülerek %1,4 seviyesine çekildi. Kızıldeniz’deki lojistik aksamalar ve enerji fiyatlarındaki hareketlilik, sadece bölgeyi değil, küresel tedarik zincirlerini de tehdit ediyor. IMF yetkilileri, “Çatışmanın sürdüğü her gün, küresel büyümenin %2,6’ya kadar gerileme riskini artırıyor,” uyarısını yaptı. IMF raporunda, çatışmaların devam etmesi durumunda petrol fiyatlarının varil başına 82 dolar olan referans senaryonun çok üzerine çıkabileceği belirtiliyor. Bu durumun özellikle gelişmekte olan ülkelerde gıda güvenliğini sarsabileceği ve merkez bankalarının faiz indirim süreçlerini sekteye uğratabileceği vurgulandı.

  • Gazze’de Tarihi Gün: 20 Yıl Sonra İlk Kez Sandık Başında

Gazze Şeridi, yaklaşık yirmi yıllık bir siyasi tıkanıklığın ardından tarihi bir yerel ve genel seçim için sandık başına gidiyor. En son 2006 yılında yapılan seçimlerden bu yana ilk kez düzenlenen bu oylama, bölgenin geleceği ve uluslararası meşruiyeti açısından kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor. Seçim süreci, bölgedeki geçici sivil yönetim ve bağımsız seçim komisyonu tarafından koordine ediliyor. Sandık güvenliğinin sağlanması için yerel güçlerin yanı sıra uluslararası denetim mekanizmaları da devrede. Seçimler, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve çeşitli bölgesel kuruluşlardan gelen yüzlerce uluslararası gözlemci tarafından takip ediliyor. IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, bu seçimin sonuçlarının Gazze’nin ekonomik olarak dış dünyaya açılması ve doğrudan yatırımların başlaması için “anahtar” niteliğinde olduğunu belirtiyor. “Bu seçim, sadece Gazze için değil, tüm bölgenin istikrarı için bir test niteliğinde. Barışçıl bir geçiş, bölgeye yönelik insani yardımların yerini kalıcı ekonomik kalkınmaya bırakmasını sağlayabilir.” — BM Bölge Temsilcisi

  • Tokyo Savunma Harcamalarını Artırıyor ve Yeniden Silahlanma Sürecini Başlatıyor.

Başbakan Sanae Takaichi, Japonya’nın gelişmiş savunma teçhizatı ihracatı kabiliyetini genişleten yeni kuralları onayladı; bu, Tokyo’nun savunma harcamalarını artırması ve silah endüstrisini güçlendirmesiyle birlikte önemli bir değişime işaret ediyor. Japonya, savunma ihracat kurallarında büyük bir revizyonu onaylayarak, yurtdışına ölümcül silah satışlarına ilişkin uzun süredir devam eden kısıtlamaları sona erdirdi ve savaş uçakları, füzeler ve savaş gemilerinin ihracatının önünü açtı. Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, “Artık hiçbir ülke kendi barış ve güvenliğini tek başına koruyamaz ve savunma teçhizatı açısından birbirini destekleyen ortak ülkeler gerekli” dedi. Takaichi’nin bu hamlesi, Tokyo’nun yerli silah sanayisini güçlendirme ve savunma ortaklarıyla bağlarını derinleştirme arayışında olduğu bir dönemde, Japonya’nın savaş sonrası güvenlik politikasını şekillendiren pasifist ilkelerden büyük bir sapmayı işaret ediyor. Takaichi, yerli silah endüstrisini güçlendirmeyi ekonomik büyümenin bir itici gücü olarak görüyor. Japonya, son yıllarda askeri harcamalarını GSYİH’nin %2'sine kadar istikrarlı bir şekilde artırdı ve Takaichi hükümeti altında daha fazla artış bekleniyor. Tokyo, bu askeri yığılmanın, Tayvan yakınlarındaki Doğu Çin Denizi’ndeki adalar da dahil olmak üzere, komşu Çin’den gelebilecek tehditleri caydırmayı amaçladığını söylüyor.

  • Güney Kore ve Hindistan Ticaret ve Savunma Bağlarını Güçlendirmeyi Planlıyor.

Başbakan Narendra Modi, iki ülke arasındaki ticaret hacmini 2030 yılına kadar 50 milyar dolara çıkarmayı hedefleyen Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung’u ağırladı. Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, geçen Pazartesi günü yaptığı açıklamada, jeopolitik belirsizlikler arasında iki ülke daha yakın ilişkiler kurmaya çalışırken, Güney Kore ve Hindistan’ın enerji kaynakları ve temel hammaddelerin istikrarlı tedarikini sağlamak için iş birliğine devam edeceğini söyledi. Üç günlük devlet ziyareti için Pazar günü Hindistan’a gelen Lee, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yaptığı görüşmelerin ardından Yeni Delhi’de konuştu. Modi, Lee ile yaptığı zirvede ekonomik ve stratejik hedeflere vurgu yaparak, iki ülkenin ikili ticaret hacmini 2030 yılına kadar 50 milyar dolara (yaklaşık 42,5 milyar avro) çıkaracağını söyledi. Lee, Pazar günü yaptığı açıklamada, özellikle İran savaşının yol açtığı küresel ekonomik gerilimler ve tedarik zinciri istikrarsızlığının, iki ülkeyi giderek daha önemli stratejik ortaklar haline getirdiğini söyledi.

  • Panama Kanalı Altın Çağını Yaşıyor.

Panama Kanalı, son yıllarda küresel ticaretin en kritik geçiş noktalarından biri olma özelliğini daha da pekiştirmiştir. 2016 yılında tamamlanan genişleme projesiyle birlikte Neo-Panamax gemilerinin de geçişine olanak tanıyan kanal, yıllık geçiş kapasitesini ciddi ölçüde artırmış ve bu sayede küresel konteyner taşımacılığındaki payını büyütmüştür. 2024–2025 döneminde kanalın hem geçiş hacmi hem de elde ettiği gelir rekor seviyelere ulaşmış; Panama Kanal Otoritesi’nin açıkladığı verilere göre yıllık gelir 5 milyar doları aşmıştır. Bu rakam, kanalın Panama ekonomisi için taşıdığı önemi de gözler önüne sermektedir; zira kanal gelirleri, ülkenin GSYİH’sinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Öte yandan Süveyş Kanalı’nda Husi saldırıları nedeniyle yaşanan güzergah değişiklikleri, birçok nakliye şirketini Atlantik-Pasifik hattında alternatif arayışına itmiş ve Panama’nın stratejik konumunu daha da ön plana çıkarmıştır. Bununla birlikte, kanalın önünde ciddi bir tehdit de bulunmaktadır: iklim değişikliğinin tetiklediği kuraklık dönemleri, Gatun Gölü’ndeki su seviyelerini tehlikeli biçimde düşürerek 2023–2024 döneminde geçiş sayısının kısıtlanmasına yol açmıştır. Bu durum, Panama’nın altyapı planlamasında su yönetimini merkeze almasını zorunlu kılmaktadır. Uluslararası İlişkiler açısından değerlendirildiğinde ise kanal, yalnızca ekonomik bir koridor olmaktan çıkarak jeopolitik bir rekabet alanına dönüşmektedir; ABD’nin kanal üzerindeki Çin etkisine yönelik artan kaygıları ve Trump yönetiminin kanalın yönetimine ilişkin zaman zaman dile getirdiği iddialı söylemler, Panama’nın bu “altın çağ”ının ne denli kırılgan bir zemin üzerine inşa edildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

  • Karadağ, AB Üyeliğine Bir Adım Daha Yaklaştı.

2012 yılında resmen başlayan müzakere sürecinde 33 fasıldan 32'sini açan Karadağ, tüm aday ülkeler arasında en ileri noktada bulunmaktadır. 2025 yılı itibarıyla AB, özellikle hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve organize suçla mücadele gibi kritik fasıllarda Karadağ’ın son yıllarda sergilediği reformcu tutumu olumlu karşılamış ve sürecin hızlandırılması yönünde sinyaller vermiştir. Ülkedeki siyasi tablo da bu süreci destekler niteliktedir; 2023 seçimlerinin ardından oluşan AB yanlısı hükümet koalisyonu, Podgorica’nın Brüksel ile ilişkilerini yeniden sağlam bir zemine oturtmuştur. Bununla birlikte, süreç henüz tamamlanmış değildir; basın özgürlüğü endişeleri, yargı reformlarının uygulamaya yansıması ve özellikle Sırp Ortodoks Kilisesi ile yaşanan gerilimden beslenen toplumsal kutuplaşma, Brüksel’in dikkatle takip ettiği başlıca sorun alanları olmaya devam etmektedir. Öte yandan Rusya’nın bölgedeki etkisini koruma çabası ve Çin’in altyapı yatırımları aracılığıyla Batı Balkanlar’da genişleyen varlığı, AB’nin Karadağ sürecini yalnızca teknik bir genişleme meselesi olarak değil, jeopolitik bir öncelik olarak ele almasını zorunlu kılmaktadır.

Burak Taşçı, Melike Nursena Öz, Buse Çoban, İrem Anılır, Muhammed Mustafa Güler

Kaynak: Medium

Diğer Bültenler