GLOPOLICY Bülten Sayı 18
- Küresel Ekonomide Devlerin Düellosu: ABD ve Çin Arasındaki Tarife Savaşı Kızışıyor
Dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki ticari gerilim, karşılıklı gümrük tarifesi hamleleriyle yeni ve tehlikeli bir boyuta ulaştı. ABD Başkanı Donald Trump’ın “önce Amerika” stratejisi kapsamında başlattığı agresif vergi politikaları, Pekin’in sert misillemeleriyle birleşince küresel piyasalarda resesyon endişeleri zirveye tırmandı. Nisan 2025 itibarıyla ivme kazanan süreçte, Washington yönetimi Çin menşeli ürünlere uygulanan gümrük vergilerini kademeli olarak artırarak %145 seviyelerine kadar çıkardı. Bu hamleye Pekin’in cevabı gecikmedi; Çin, ABD’den ithal edilen tarım ürünleri ve yüksek teknoloji ekipmanlarına yönelik vergilerini %84 ve üzerine yükselttiğini duyurdu. Bu “tarife savaşı”, sadece iki ülke arasındaki ticaret hacmini vurmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerini de kökten sarsıyor. Gerilimin tırmanmasının ardından, geçtiğimiz aylarda Malezya ve Fransa’da yürütülen diplomatik temaslar sonucunda bazı “geçici uzlaşılar” sağlandı. 13 Mayıs 2025’te duyurulan 90 günlük geçici ateşkes ile vergilerde sembolik indirimlere gidilse de tarafların yapısal konulardaki fikir ayrılıkları devam ediyor. Mart 2026 itibarıyla planlanan yeni üst düzey ziyaretlerin, bu ekonomik kördüğümü çözüp çözemeyeceği merakla bekleniyor.
- Avrupa Birliği’nden Tarihi Adım: Dünyanın İlk Kapsamlı Yapay Zekâ Yasası Yürürlüğe Giriyor
Avrupa Birliği, teknoloji dünyasında yeni bir dönemi başlatacak olan Yapay Zekâ Yasası (EU AI Act) üzerindeki müzakereleri tamamlayarak, bu alanda dünyanın ilk kapsamlı yasal çerçevesini hayata geçirdi. Yapay zekanın gelişimini kontrol altına almayı değil, “insan merkezli ve güvenli” bir şekilde ilerlemesini sağlamayı hedefleyen yasa, teknoloji devleri için yeni bir uyum sürecini de beraberinde getiriyor. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan yasa, yapay zekâ sistemlerini taşıdıkları risk seviyelerine göre dört ana kategoriye ayırıyor: Kabul Edilemez Risk: Sosyal puanlama sistemleri, çocukları hedef alan manipülatif algoritmalar ve kamuya açık alanlarda kitlesel biyometrik gözetleme sistemleri tamamen yasaklandı. Yüksek Risk: Sağlık, eğitim, kritik altyapı ve kolluk kuvvetleri gibi alanlarda kullanılan sistemler sıkı denetimlere tabi olacak. Bu sistemlerin piyasaya sürülmeden önce yüksek güvenlik ve şeffaflık standartlarını karşılaması gerekecek. Sınırlı Risk: Sohbet robotları (chatbotlar) gibi sistemlerin, kullanıcıya bir yapay zeka ile etkileşimde olduğunu açıkça belirtmesi zorunlu kılınacak. Düşük Risk: Basit oyunlar veya spam filtreleri gibi uygulamalar mevcut haliyle devam edebilecek. Yeni yasal düzenleme, sadece AB merkezli şirketleri değil, AB pazarında hizmet veren tüm küresel teknoloji şirketlerini kapsıyor. Kurallara uymayan şirketleri ise ağır cezalar bekliyor. İhlalin türüne göre şirketlere: Küresel cirolarının %7'sine kadar para cezası verilebilecek. Yanıltıcı bilgi sunulması durumunda kademeli yaptırımlar uygulanacak.
- Romanya’da Hükümet Düştü: Başbakan Bolojan Güvenoyu Alamadı
23 Haziran 2025 tarihinde göreve başlayan ve 135. Romanya hükümeti olan Bolojan liderliğindeki Avrupa yanlısı koalisyon hükümeti, Başbakan Bolojan aleyhindeki gensoru önergesinin görüşüldüğü 5 Mayıs 2026 tarihli parlamento tartışmasının ardından önerge lehinde verilen 281 oy ile düştü. Bolojan liderliğindeki koalisyon hükümeti; Bolojan liderliğindeki merkez sağ Ulusal Liberal Parti (PNL), Sosyal Demokrat Parti (PSD), Romanya’yı Kurtar Birliği ve Macar partisi olan UDMR ortaklığıyla kurulmuş ve 23 Haziran 2025 tarihinde göreve başlamıştı. Aralık 2024’ten beri istikrarsızlık ve buna bağlı olarak yüksek bütçe açığı, yüksek enflasyon ve teknik resesyonla boğuşan Romanya’da, Başbakan Bolojan bütçe açığını azaltma doğrultusunda vergi artışları, emekli maaşlarının dondurulması, kamu harcamalarının kesilmesi gibi bazı kemer sıkma politikalarına başvurmuştu. Bolojan’ın kemer sıkma politikaları, hükümet içi görüş ayrılıklarına sebep oldu ve Bolojan ile PSD’yi karşı karşıya getirdi. Bu hükümet içi gerilim, 2026 nisan ayının sonunda PSD’nin koalisyondan çekilmesiyle sonuçlandı. Bolojan aleyhindeki gensoru önergesi koalisyondan ayrılan PSD ve aşırı sağcı muhalefet Romanyalıların Birliği İttifakı’nın (AUR) ortak girişimiyle verildi. PSD, Bolojan’ı gerçek bir reform hayata geçirememekle suçlarken AUR da Bolojan’ı seçmenlere savaş ve yoksulluk getirdiği gerekçesiyle eleştirdi. Bolojan da PSD, AUR ve önergeyi içinde bulunulan koşulları dikkate almadıkları yönünde eleştirdi.
- İstanbul Bölgesel Finans Merkezi Olma Yolunda
Türkiye, son dönemde finans ve yatırım alanında attığı agresif vergi reformlarıyla İstanbul’u bölgesel bir finans merkezi hâline getirmeyi hedefliyor. Özellikle Körfez ülkeleri, Avrupa ve Asya sermayesini çekmek isteyen Ankara yönetimi; yatırımcı dostu düzenlemeler, vergi avantajları ve uluslararası finans kuruluşlarına yönelik teşvik paketleri üzerinde çalışmalarını hızlandırdı. İstanbul Finans Merkezi projesi kapsamında bankacılık, fintech ve uluslararası yatırım şirketlerine sağlanan yeni avantajlar, Türkiye’nin küresel sermaye için alternatif bir merkez olma isteğini açıkça ortaya koyuyor. Son dönemde yabancı yatırım fonlarına yönelik vergi kolaylıkları ve döviz bazlı işlemlerde esneklik sağlanması uluslararası piyasalarda dikkat çekti. Bu gelişmelerin ardından dünyanın en büyük yatırım şirketlerinden biri olan BlackRock CEO’sunun Türkiye’ye yönelik olumlu açıklamaları dikkat çekti. Türkiye’nin genç nüfusu, stratejik konumu ve büyüyen finans sektörü uluslararası yatırım çevrelerinde yeniden gündeme taşındı. Bunun hemen ardından Belçika Kraliçesi Mathilde liderliğindeki heyetin yatırım görüşmeleri için Türkiye’ye gelmesi Ankara’nın ekonomik diplomasi hamleleri açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirildi. Uzmanlara göre Türkiye’nin düşük maliyetli üretim kapasitesi, Avrupa ile Orta Doğu arasında köprü görevi görmesi ve genç iş gücü yatırımcılar açısından önemli avantajlar sunuyor. Ancak yüksek enflasyon, kur dalgalanmaları ve küresel ekonomik belirsizlikler hâlâ yatırımcıların yakından takip ettiği risk unsurları arasında yer alıyor. Buna rağmen Ankara yönetimi, İstanbul’u uzun vadede Dubai, Doha ve Singapur benzeri bölgesel bir finans merkezi hâline getirmeyi amaçlıyor.
- Japonya, Hint-Pasifik stratejisini Güneydoğu Asya’ya doğru kaydırıyor
Başbakan Sanae Takaichi, Vietnam ziyaretini Japonya’nın Hint-Pasifik stratejisini güncellemek için kullandı ve enerji güvenliği, kritik mineraller ve ASEAN’ın dayanıklılığını merkezine koydu. Takaichi, geçen hafta sonu Vietnam’da ülkesinin bölgesel stratejisinin güncellenmiş bir versiyonunu açıkladı ve büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı bir dönemde Tokyo’nun Güneydoğu Asya’ya olan artan bağımlılığının altını çizdi. Takaichi, Hanoi’de Vietnamlı mevkidaşı Le Minh Hung ile bir araya geldi ve iki lider, afetlere dayanıklı kırsal kalkınma, iklim değişikliğine dayanıklı altyapı ve uydu veri alışverişi de dahil olmak üzere altı işbirliği anlaşmasının imzalanmasına nezaret etti. Ziyaret, Japonya ve Vietnam’ın her iki taraf için de giderek daha önemli hale gelen “Kapsamlı Stratejik Ortaklıklarını” derinleştirmeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşti. Hanoi’de iki lider, nadir toprak elementleri ve diğer kritik minerallerin yanı sıra yapay zeka, yarı iletkenler ve uzay teknolojisi konularında işbirliğini güçlendirme konusunda anlaştılar. Takaichi ayrıca, Orta Doğu’daki çatışmaların neden olduğu aksaklıklar karşısında Asyalı ortakların enerji kaynaklarını güvence altına almalarına ve tedarik zincirlerini güçlendirmelerine yardımcı olmak için 10 milyar dolar taahhüt etti. Tokyo, ilk projenin Vietnam’ın Nghi Son Rafinerisi ve Petrokimya Kompleksi için ham petrol tedarikine destek sağlamayı içereceğini söyledi.
- Almanya Neo-Nazi Ağlarına Karşı Baskın Başlattı
Polis ve savcılar, genç aşırı sağcılara karşı ülke çapında bir operasyon başlattı. Bu kişilerin suç örgütleri kurdukları ve sol görüşlü kesimin üyelerine saldırdıkları iddia ediliyor. “Deutsche Jugend Voran” (Alman Gençliği Öncülük Ediyor) veya “Jung und Stark” (Genç ve Güçlü) gibi isimlerle aşırı sağcılar, Almanya genelinde nefret ve şiddet yaymak için bir araya geliyor. Genç failler öncelikle göçmen olduklarını düşündükleri veya solcu olduklarından şüphelendikleri gençleri hedef alıyor. Saldırılar Berlin ve diğer şehirlerde defalarca kez yaşandı. 6 Mayıs sabahı ülke çapında yapılan baskınlarla, Almanya’nın en üst düzey savcıları organize aşırı sağcı ağlara karşı sert önlemler aldı: 600 polis memuru, on iki Alman eyaletinde bir dizi dairede arama yaparak 36 şüpheliyi hedef aldı. Henüz herhangi bir tutuklama yapılmadı. Federal Başsavcılığa göre, “Deutsche Jugend Voran” ve “Jung und Stark” gibi gruplar siyasi muhaliflere karşı şiddeti destekledikleri için şüpheli suç örgütleri olarak soruşturuluyorlar. Baskınların ardından Federal Başsavcı, grupların üyelerinin sosyal medya üzerinden ağ kurduklarını ve düzenli toplantılar yaptıklarını söyledi. Almanya Adalet Bakanı Stefanie Hubig, alınan önlemleri memnuniyetle karşıladı: “Bir kez daha açıkça görülüyor ki: Şiddet içeren aşırı sağın ülke çapında yarattığı bir tehditten bahsediyoruz.”
- Türk Savunma Şirketleri Küresel Açılımını Savunma Fuarlarıyla Hızlandırıyor
Türkiye’nin savunma sanayi şirketleri son yıllarda uluslararası savunma fuarlarını yalnızca ürün sergileme alanı olarak değil, aynı zamanda stratejik diplomasi platformları olarak kullanmaya başladı. Özellikle Orta Doğu, Afrika, Orta Asya ve Avrupa pazarlarında etkisini artırmak isteyen Türk savunma firmaları, küresel görünürlüğünü agresif bir şekilde genişletiyor. Başta Baykar, ASELSAN, Turkish Aerospace Industries ve ROKETSAN olmak üzere birçok şirket, uluslararası savunma fuarlarında yeni nesil insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, radar teknolojileri ve füze sistemlerini tanıtarak dikkat çekiyor. Özellikle Türk yapımı SİHA’ların son yıllarda farklı çatışma bölgelerinde gösterdiği performans, yabancı ülkelerin Türkiye’ye olan ilgisini artırmış durumda. Türkiye, yalnızca savunma ürünleri satmayı değil aynı zamanda uzun vadeli stratejik ortaklıklar kurmayı hedefliyor. Bu nedenle fuarlar sırasında teknoloji transferi, ortak üretim ve bakım-onarım anlaşmaları da gündeme geliyor. Uzmanlara göre Türkiye’nin rekabetçi fiyat politikası, hızlı üretim kapasitesi ve savaş sahasında test edilmiş teknolojileri Türk savunma sektörünü küresel pazarda daha görünür hâle getiriyor. Ancak artan jeopolitik rekabet, ihracat lisansları ve bölgesel krizler sektörün karşılaşabileceği temel zorluklar arasında gösteriliyor. Buna rağmen Ankara yönetimi, savunma sanayisini hem ekonomik büyümenin hem de dış politikanın önemli bir aracı olarak görmeye devam ediyor.
- Putin, “Ukrayna Çatışması Sona Eriyor” Dedi
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’daki savaşın “sona yaklaşmakta olduğunu” düşündüğünü söyleyerek Moskova’nın söyleminde olası bir değişime işaret etti. Bu açıklama, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin desteklediği ateşkes görüşmelerinin gündemde olduğu bir dönemde geldi. Putin, belirli şartlar altında müzakerelere açık olabileceklerini ifade ederken, uzun vadeli bir anlaşma sağlanması durumunda Ukraynalı yetkililerle görüşme ihtimalinden de bahsetti. Ancak bu açıklamalara rağmen Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmalar farklı bölgelerde devam etti. Taraflar birbirlerini geçici ateşkesleri ihlal etmekle suçladı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Rusya’nın savaşı tamamen sona erdirmek istediğine dair net bir işaret görmediklerini belirterek temkinli bir yaklaşım sergiledi. Uzmanlara göre Putin’in açıklamaları, Rusya üzerindeki artan ekonomik baskılar, askeri kayıplar ve uluslararası diplomatik baskıyla bağlantılı olabilir. 2022 yılında Rusya’nın geniş çaplı işgaliyle başlayan savaş, büyük can kayıplarına, altyapı yıkımına ve Rusya ile Batılı ülkeler arasında ciddi jeopolitik gerilimlere neden oldu. Putin’in açıklamaları barış umutlarını artırsa da uzmanlar, toprak kontrolü, güvenlik garantileri ve NATO ile ilişkiler gibi temel konularda taraflar hâlâ anlaşamadığı için kesin bir barış anlaşmasının yakın olmadığını düşünüyor.
- ABD’nin Hürmüz’e Odaklı Ateşkesine Verilen Yanıt
Son dönemde uluslararası gündemin önemli konularından biri, Orta Doğu’daki gerilimlerle bağlantılı olarak Amerika Birleşik Devletleri destekli olası bir ateşkes ve bunun Hürmüz Boğazı üzerindeki etkileri oldu. Hürmüz Boğazı, dünyanın en önemli petrol taşımacılığı noktalarından biri olduğu için stratejik açıdan büyük önem taşıyor. Küresel petrol ihracatının önemli bir bölümü bu dar su yolundan geçtiğinden, bölgede yaşanabilecek askeri gerilimler veya olası bir blokaj dünya enerji piyasalarını doğrudan etkileyebiliyor. Haberlere göre ABD’nin diplomatik girişimleri, bölgedeki tansiyonu düşürmeyi ve daha büyük bir çatışmayı önlemeyi amaçlıyor. Ateşkes önerisine verilen tepkiler ise farklılık gösterdi. Bazı ülkeler ve uzmanlar bunu daha büyük bir bölgesel savaşı önlemek adına olumlu bir adım olarak değerlendirirken, bazıları ise devam eden siyasi rekabetler ve güvenlik sorunları nedeniyle böyle bir anlaşmanın uzun süreli olup olmayacağı konusunda şüphelerini dile getirdi. Bu konu aynı zamanda İran, Körfez ülkeleri, Rusya ve Batılı devletler arasındaki daha geniş jeopolitik gerilimlerle de bağlantılıdır. Dünya ekonomisi Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen petrol sevkiyatına büyük ölçüde bağımlı olduğu için, kısa süreli aksaklıklar bile petrol fiyatlarını, enflasyonu ve küresel ekonomik istikrarı etkileyebilir. Bu nedenle Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler uluslararası ilişkiler açısından yakından takip edilmektedir.
- Hindistan-Pakistan Savaşının 1. Yılı: Ateşkes Tutuyor, Gerilim Bitmiyor
10 Mayıs 2025'te ilan edilen ateşkesin birinci yıl dönümüne yaklaşılırken, Hindistan ile Pakistan arasındaki kırılgan barış ortamının hâlâ derin gerilimler barındırdığı görülmektedir. İki ülkenin teknik anlamda barış içinde olduğu, ancak bu durumun bir zamanlar birbirlerine mobilya fırlatan ve şimdi aynı evi paylaşmak zorunda kalan iki kişinin “barışına” benzediği yorumları uluslararası kamuoyunda giderek daha fazla yankı bulmaktadır. Ateşkesin ardından çözüme kavuşturulamamış en kritik mesele ise su sorunu olmaya devam etmektedir: Hindistan için antlaşma “askıya alınmış” durumdayken, Pakistan açısından antlaşma “tam anlamıyla yürürlükte ve geçerlidir”; bu derin yorum uçurumu, iki nükleer güç arasındaki en önemli gerilim eksenine dönüşmüştür. Pakistan, yıl dönümünü “Hakikat Savaşı Günü” olarak kutlarken, Hindistan da kendi zaferini ilan etmekte; her iki taraf da Mayıs 2025 çatışmasını kendi lehine yazmaya devam etmektedir. Öte yandan Pakistan, BM Güvenlik Konseyi’nde Hindistan’ı antlaşmayı tam olarak uygulamaya döndürmeye çağırmış ve “ağır insancıl sonuçlar” konusunda uyarıda bulunmuştur. Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir ise uluslararası arenada yükselen bir figür olarak konumlanmış; Nisan 2026'da İran ile Washington arasında arabuluculuk rolü üstlenmiştir. Tüm bu gelişmeler, Güney Asya’daki dengelerin yeniden şekillendiğini ve ateşkesin bölgesel istikrarsızlığı kalıcı olarak çözmekten uzak olduğunu gözler önüne sermektedir.
- AB İçindeki Faylar Kaynıyor: Mercosur Krizi
26 yıllık müzakere sürecinin ardından 17 Ocak 2026'da imzalanan ve 1 Mayıs 2026 itibarıyla geçici olarak yürürlüğe giren AB-Mercosur Serbest Ticaret Anlaşması, yalnızca bir ticaret anlaşmasının çok ötesinde, Avrupa Birliği’nin kurumsal mimarisindeki kırılganlıkları ve iç çelişkileri gün yüzüne çıkaran tarihî bir kırılma noktasına dönüşmüştür. 720 milyonu aşkın potansiyel tüketici ve yaklaşık 22 trilyon dolar değerinde bir ekonomik alan yaratan anlaşma, her iki bloğun da bugüne kadar imzaladığı en büyük serbest ticaret bölgesini oluşturmaktadır. Ancak bu tarihi adım, AB içinde derin bir yarılmayı da beraberinde getirmiştir: Fransa, Polonya, Avusturya, Macaristan ve İrlanda anlaşmaya karşı oy kullanırken, Almanya ve İspanya öncülüğündeki destekçiler anlaşmanın AB’nin Latin Amerika’daki stratejik konumunu pekiştireceğini savunmuştur. Özellikle Fransa’nın muhalefeti yalnızca ekonomik kaygılarla sınırlı kalmamış, kurumsal bir meşruiyet tartışmasına da kapı aralamıştır: Fransa Tarım Bakanı Annie Genevard, Avrupa Komisyonu’nun Parlamentonun tutumuna rağmen geçici uygulamayı başlatma kararını “Avrupa kurumlarının ruhuna son derece zarar verici” olarak nitelendirmiştir. Komisyon, çiftçileri yatıştırmak amacıyla tarım krizleri için 6,3 milyar Euro’luk bir fon ve kırsal kalkınmaya yönelik 45 milyar Euro’luk ek kaynak taahhüt etmiş olsa da, bu adımlar siyasi muhalefetin önünü kesmeye yetmemiştir. Tüm bu iç gerilimin arka planında ise anlaşmanın taşıdığı jeopolitik ağırlık yatmaktadır: Latin Amerika, Çin’in ekonomik varlığını hızla genişlettiği ve ABD’nin bölge üzerindeki etkisini yeniden tesis etmeye çalıştığı giderek daha rekabetçi bir arena hâline gelmiştir. Güney Amerika, dünyanın lityum rezervlerinin yüzde 56,7'sine, bakır rezervlerinin yüzde 36,3'üne ve niyobyum rezervlerinin ise yüzde 94,1'ine ev sahipliği yapmaktadır; bu durum, anlaşmayı AB’nin yeşil ve dijital dönüşümü için stratejik bir hammadde güvencesine de dönüştürmektedir.
- Trump ve Rusya-Ukrayna Ateşkeslerinin “Müzikli Sandalyeleri”
Başkan Trump, Rusya ile Ukrayna arasında karşılıklı olarak üzerinde mutabakata varılmış ve her iki ülke tarafından da teyit edilen bir ateşkes ilan etmiştir. 9 Mayıs’tan itibaren üç gün sürmesi planlanan bu ateşkes anlaşması, esir takasını ve düşmanlıkların sona erdirilmesini kapsamaktadır. Belirli bir açıdan bakıldığında, bu gelişme Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik adımlarının daha geniş bağlamı içinde yer almakta olup, iki ülke arasındaki çatışmaların tamamen sona erdirilmesine ilişkin 2024 seçim kampanyası vaadiyle bağlantılıdır. Dikkat çekici biçimde, Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff’u yakında Rusya’ya göndermesi öncesine denk gelmektedir. Bununla birlikte, bu açıklama, her iki ülkenin karşılıklı olarak ateşkes ihlali suçlamalarında bulunduğu bir ortamda yapılmıştır; bu da ateşkesin fiilen sürdürülme ihtimalini tehlikeye sokmaktadır. Olası bir çöküş, çatışmaların durdurulmasına yönelik başarısız girişimlerin bir döngü halinde devam etme riskini doğurmakta; bu durum, 2022 İstanbul Görüşmeleri sonrasında olduğu gibi, her iki tarafın da askerî hedeflerini yeniden daha güçlü biçimde takip etmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu örneklerin en çarpıcısı, Mayıs 2025’teki Zafer Günü Ateşkesi’nin çöküşü sırasında yaşanmış; Rusya’nın Zafer Günü kutlamalarının bir parçası olarak ilan ettiği üç günlük tek taraflı ateşkes, ihlal haberlerinin neredeyse anında ortaya çıkmasıyla başarısız olmuştur. Bu bağlam ve halihazırda artan karşılıklı suçlama salvoları dikkate alındığında, söz konusu son ateşkesin akıbeti de belirsizlik içinde kalmaktadır.
- Hantavirüs: Küresel sağlık politikası için yeni bir baş ağrısı mı?
Son zamanlarda, hantavirüsün yeni bir suşuna ilişkin raporlar gün yüzüne çıkmaktadır. Bir yolcu gemisinde ortaya çıktığına inanılan bu gelişme, sırasıyla köken ve varış noktası olan Arjantin ile İspanya’yı birbirine bağlamaktadır. MV Hondius adlı yolcu gemisini önemli kılan husus, 22 farklı ülkeden 114 yolcu ve 61 mürettebatın bir arada bulunmasıdır. Uzmanlar, bu viral salgının olası sonuçları üzerine şimdiden spekülasyon yapmakta; bir kısmı ise küresel ekonomiler üzerinde yıkıcı etkiler bırakan bir diğer viral salgınla, yani koronavirüsle, paralellikler kurmaktadır. Bu kaygılar, Dünya Sağlık Örgütü’nün endişeleri gidermek amacıyla yürüttüğü kamuoyu farkındalık kampanyalarını şekillendirmiştir. Bununla birlikte, olası bir başka viral salgın ihtimali, dünyayı zaten kasıp kavuran yüksek güvenlik tehditlerini daha da girift bir hale getirmektedir. Öte yandan, dünya genelindeki çeşitli devletlerarası çatışmalardan kaynaklanan istikrarsızlık, jeopolitik gerilimler ve bazı ülkelerin yaşadığı ekonomik krizler, devletlerin etkin ve ortak biçimde yanıt verme kapasitesini zayıflatabilmekte; milyonlarca insanı yetersiz ve etkisiz bir müdahalenin ağır sonuçlarına maruz bırakabilmektedir. Dolayısıyla, viral salgın etrafındaki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, herkesin dilindeki soru belki de şudur: “Dünya, bir virüse karşı bir savaşı daha göğüsleyebilir mi?”
Aytunç Ateş, Burak Taşçı, Buse Çoban, İrem Anılır, Melike Nursena Öz, Muhammed Mustafa Güler, Samuel Edet