GLOPOLICY Bülten Sayı 19
- Trump’tan İran’ın Nükleer Tesisine Olası Bir Saldırı Sinyali: Çatışmalar Yeni Bir Aşamaya Mı Giriyor?
İsrail–ABD–İran savaşına ilişkin son dönemdeki medya söylemine, giderek sertleşen savaş yanlısı açıklamalar hâkim oldu. Bu son karşılıklı açıklama dalgasını başlatan, Donald Trump’ın Truth Social platformundaki bir paylaşımında İran’a karşı “…işi bitirme” tehdidinde bulunmasıydı. İran İslam Cumhuriyeti de kendisine yöneltilen bu son tehdide kendi açıklamalarıyla karşılık verdi. Bu açıklamalar medyada yanlış hesaplamalara karşı uyarılar ve önleyici saldırıya hazır olunduğunun ifadeleri olarak yer aldı. Trump’ın tehdidi, 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimler öncesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yeniden seçilme girişimine verdiği destekle bağlantılıydı. Aynı zamanda Trump yönetimi, Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’deki kırılgan çoğunluğunu koruma konusunda bir sınamayla karşı karşıya. Dolayısıyla İran’a karşı gerilimi tırmandırmak, seçim desteğini artırmak açısından yüksek riskli, ancak olası bir seçenek sunuyor. Çatışmanın yeni bir aşamaya geçişinde bir başka potansiyel risk unsuru, diğer jeopolitik çatışma sahalarıyla giderek daha fazla iç içe geçmesidir. Bu sahalar, daha geniş çaplı karşı karşıya gelişin ikincil cephelerine dönüşmektedir. Bu hesap, Husilerin Suudi Arabistan’a karşı yürüttüğü ve Suudi kamu altyapısına yönelik doğrudan füze saldırılarını da içeren harekâtın bir dizi eylemi tetiklediği Yemen’de somutlaşmaktadır. Özellikle, yeni kurulan Mekke İttifakı’nın üyeleri olan Pakistan ve Türkiye Cumhuriyeti, Suudi Arabistan’ı desteklemek üzere savunma amaçlı askerî kabiliyetler konuşlandırma planlarını açıklamıştır. İran’la ilişkilerini normalleştirme sürecini daha kısa süre önce başlatan Mısır da parlamento onayına bağlı olarak Krallığı desteklemek amacıyla Suudi Arabistan’a asker konuşlandırma planlarını duyurmuştur. Böylece genişleyen aktörler ağı, savaşın doğrudan yürütüldüğü sahanın ötesinden farklı aktörleri de içine çekmektedir. Bu aktörlerin birbirleriyle karmaşık ilişkileri, İsrail, ABD ve İran’ın yararlanabileceği ve çatışma içinde ayrı dinamiklerin ortaya çıkmasına yol açabilecek koşullar yaratmaktadır. İsrail de İran’ın ideolojik ve maddi desteği içeren karşılıklı bir ilişki sürdürdüğü Husilere karşı Suudi Arabistan’ı desteklemeye hazır olduğunu açıklamıştır.
- AB Liderlerinden Zelenskiy’e Destek: Avrupa, Washington’la Gerilim Yaşarken Ukrayna’ya Desteğini Sürdürebilir Mi?
Trump’ın Ukrayna’da Zelenskiy’in yer almadığı yeni bir siyasi düzene destek verdiğini açıklamasının ardından, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin liderleri Ukrayna Cumhurbaşkanı’na güçlü desteklerini ilan etti. ABD ile AB arasındaki gergin ilişkilerin bu son aşaması, hem sürekliliği hem de değişimi yansıtıyor. Trump’ın Zelenskiy’e karşı tutumu, Ukrayna liderinin ABD’nin Rusya’yla diplomatik yakınlaşma girişimlerine verdiği karşılıklardan duyduğu rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Bu karşılıklar arasında, Trump’ın söz konusu girişimleri baltaladığını düşündüğü, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine yönelik saldırıları da bulunuyor. Böylece anlaşmalar, anlaşmazlıklar ve başarısız anlaşmalar etrafında dönen sandalye kapmaca oyunu devam ediyor. AB’nin güçlü desteği önem taşıyor; çünkü Amerikan yardımında kayda değer bir azalma olması durumunda tehlikeye girebilecek Ukrayna savaş çabalarına kaynak sağlıyor. Ancak bu desteğin sürdürülebilirliğine ilişkin sorular varlığını koruyor. Resmî istatistiklerine göre, bugüne kadar AB bütçesi aracılığıyla 117,3 milyar avro kaynak harekete geçirilirken, üye devletler ayrıca toplam 15,5 milyar avro mali, ekonomik ve insani destek sağladı. Finansman düzenlemeleri, Ukrayna’nın yerli silah üretimine yönelik devam eden mali desteğin yanı sıra 2027 yılı sonuna kadar uzanıyor. Bununla birlikte, bu yardımlar Ukrayna’nın ihtiyaçlarının yalnızca bir bölümünü karşılıyor. Nitekim hem Ukrayna hem de AB, kamuoyuna açık açıklamalarında finansman açıklarını kabul ediyor. Fransa’daki son toplumsal olayların da gösterdiği üzere, Avrupalı liderler ülke içinde birbiriyle rekabet eden önceliklerin baskısıyla da karşılaşabilir. Bu durum, finansmanın 2027 sonrasındaki sürdürülebilirliğini tehlikeye atabilir.
- Yemen’de Derinleşen İnsani ve Siyasi Kriz: Uluslararası Sistem Çözüm Üretebiliyor Mu?
Husilerin eylül ayının başında başlattığı Taiz ve Hudeyde hatlarındaki kara saldırısı sonrası savaş tekrar alevlendi. BM Güvenlik Konseyi’nin 9 Ekim toplantısında Özel Temsilci Grundberg, Yemen’in tam ölçekli bir savaşa döndüğünü açıkladı. Uluslararası Göç Örgütü, çatışmaların yeniden başlamasının ardından 233.000 kişinin yerinden edildiğini ve bunun yaklaşık 121.000’inin Taiz ilinde olduğunu belirtti. DSÖ, Taiz şehrinde bulunan 12 hastanenin dört günlük yakıta sahip olduğunu, cerrahi malzeme kalmadığını ve kolera salgınının büyüdüğünü bildirdi. Savaş tekrar başlamadan önce de durum kötüydü; BM’nin 2026 planına göre 22,3 milyon kişi yardıma muhtaç, 18,3 milyon kişi akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya. BM’nin elinde diplomatik araçlar bulunmasına karşın baskı araçları oldukça zayıf kalıyor. Güvenlik Konseyi’nde Husilerin saldırıları kınandı ancak bu sahada şu an için belirgin bir etki göstermiyor. Taiz şehrinin Husiler tarafından kuşatılması ve Husilerin BM personelini alıkoyması yardım çalışmalarını zorlaştırıyor. Suudi Arabistan destekli hükûmet ile İran destekli Husiler arasındaki savaş, bölgesel rekabetin bir parçası olmayı sürdürdükçe uluslararası sistemin çözüm üretmesi zor görünüyor.
- ABD-Çin Ticaret Ateşkesi Ocak 2027’ye Uzatıldı: Küresel Ekonomi İçin Ne Değişiyor?
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent eylül sonunda, Busan’da 30 Ekim 2025’te varılan ticaret ateşkesinin süresinin 10 Kasım 2026’dan 10 Ocak 2027’ye, iki ay uzatıldığını duyurdu. Duyuru ABD-Çin zirvesi öncesine denk geldi, zirvede yapay zekâ ve Tayvan da gündemdeydi. Çin Ticaret Bakanlığı’na göre, sekizinci tur ekonomi ve ticaret görüşmelerinin ardından bir Ticaret Konseyi ve Yatırım Konseyi kurulması kararlaştırıldı. Taraflar ayrıca yapay zekâ ile alakalı bir iletişim kanalı kurmak konusunda da anlaştı. Küresel ekonomi açısından pek bir değişiklik görünmüyor, çünkü ateşkesin şartlarında yeni bir düzenleme yok, yalnızca mevcut anlaşma Ocak 2027’ye kadar uzatıldı. Zamanlama yine de önemli: Kara Cuma ve yılbaşı alışverişleri için ürünlerini Çin’den getiren ABD’li satıcılar açısından ateşkes 10 Kasım’da bitseydi askıdaki tarifeler geri gelip fiyatları artırabilirdi. Nadir toprak elementleri gibi tedarik zincirini doğrudan etkileyen başlıklarda ise henüz kalıcı bir çözüm görünmüyor. Kurulan yeni konseylerin Ocak’a kadar somut bir sonuç üretip üretemeyeceği, ateşkesin bir uzlaşmaya mı yoksa yeni bir ertelemeye mi döneceğini belirleyecek.
- Denizaltı İnternet Kabloları Yeni Jeopolitik Cephe Oluşabileceğini Mi İddia Ediyor?
Güncel olarak; denizaltı internet kabloları, küresel güç rekabetinin, hibrit savaşların ve casusluğun odağında. Bu kablolar, dünyaya karşı yeni görünmez bir cephe olarak kabul ediliyor. Kıtalar arası talimat, internet ve finansal hatlar denizin tabanına yerleştirilmiş optik kablolar tarafından taşınıyor. Bu durum, ulusal kimlik ve jeopolitik alan açısından tehdit olarak algılanmaya yol açıyor. Uluslararası Telekomünasyon Birliği’ne göre, %99’dan fazla uluslararası verinin trafiği bu hatlarda sağlanıyor. Yani, küresel ekonomi denizaltı kablolarına bağlı. Onlar, dijital dünyanın atardamarı olarak biliniyor. Örneğin, Kuzey Atlantik rotası Kuzey Amerika’daki finans ve teknoloji merkezlerini Avrupa’ya bağlarken, Pasifik aşırı rotalar ABD ile Japonya, Güney Kore, Çin ve Güneydoğu Asya arasında önemli bir veri köprüsü oluşturuyor. Akdeniz, Mısır, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu ise Türkiye için kritik öneme sahip rotalardır. Avrupa ile Asya arasındaki iletişimin hayati bir bölümü, Mısır ve Kızıldeniz üzerinden gerçekleşiyor. Bu deniz altı rotaları, küresel siyaset açısından bir tehdit oluşturmakla birlikte, ülkelerin nüfuz kazanma çabalarının da bir göstergesi niteliğindedir.
- Ukraynalı Eski Subay, Kuzey Akım Patlamaları Nedeniyle Yargılanıyor.
Ukraynalı eski bir askeri subay, 2022 yılında Kuzey Akım (Nord Stream) doğal gaz boru hatlarını havaya uçuran ve Batı Avrupa’nın en büyük Rus doğal gazı kaynağıyla bağlantısını kesen gizli operasyonu organize ettiği iddiasıyla yargılanıyor. Sanık, modern zamanların en büyük altyapı sabotaj eylemlerinden birinde, Ukraynalı ajanlardan oluşan bir gruba liderlik etmekle suçlanıyor. Savcılar, sanığın operasyonu planlamak için ordudaki diğer kişilerle iş birliği yaptığını ve bunu kimliği belirsiz Ukrayna devlet birimleri adına gerçekleştirdiğini öne sürüyor. İddiaya göre sanık, saldırıdan yaklaşık üç hafta önce sahte bir Ukrayna pasaportuyla Polonya üzerinden Almanya’ya giriş yaptı. Grup, bir yelkenli tekneyle Danimarka’ya bağlı Bornholm adası yakınlarına ulaştı ve burada deniz tabanındaki boru hatlarına, zamanlayıcılı askeri tip patlayıcılar yerleştirdi. Alman savcılar, sivil hedeflere saldırmanın ve altyapıyı bu şekilde tahrip etmenin bir savaş suçu teşkil edeceğini belirtiyor. Rusya, kendi boru hatlarını havaya uçurduğu iddiasını reddetti; nitekim Avrupa’nın uyguladığı yaptırımlara yanıt olarak doğal gaz sevkiyatını zaten kendisi durdurmuştu. Rusya ayrıca Pazartesi günü yaptığı açıklamada, faillerin ve operasyon emrini verenlerin açığa çıkarılacağı “adil bir hüküm” beklediğini ifade etti. Almanya, Ukrayna’nın en güçlü destekçilerinden biri olmaya devam etse de, Kuzey Akım davası Berlin ile Kiev arasındaki ilişkileri gerdi. Şubat ayına kadar sürmesi beklenen bu dava, Almanya’nın Ukrayna konusundaki siyasi duruşunu sınayabilir.
- Ukrayna’nın Starlink sistemlerine gerçekten ne kadar ihtiyacı var?
Starlink, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin haberleşme, keşif ve insansız hava aracı (İHA) operasyonlarında merkezi bir öneme sahiptir. Starlink, SpaceX’in ticari uydu internet hizmetiyken; özellikle güvenlik ve savunma alanındaki hükümet ve askeri kullanımlar için tasarlanan ve doğrudan ABD hükümetinin kontrolünde olan sistem ise “Starshield”dır. Kısıtlamalara dair son haberler, ağırlıklı olarak askeri amaçlarla kullanılan sistemleri ilgilendiriyor gibi görünüyor. Kiev, son günlerde sistem kullanımında sık sık aksaklıklar ve kısıtlamalar yaşandığını bildirdi. Geçtiğimiz hafta SpaceX, Ukrayna’daki terminaller için geçici olarak hız sınırlaması getirdi. Ukrayna ayrıca Rusya’nın hava saldırıları, füze fırlatmaları, birlik hareketleri ve uçaksavar mevzileri hakkında bilgilerin yanı sıra, bu tehditlerden kaçınmak için izlenebilecek olası rotalara dair veriler de alıyor. Bu istihbarat olmadan, Ukrayna’nın Rus topraklarındaki hedeflere karşı uzun menzilli insansız hava aracı operasyonları yürütmesi önemli ölçüde zorlaşır. Bu nedenle, ABD’nin keşif verilerine erişimi kısıtladığı yönündeki haberler, Starlink’in hızının kısıtlanabileceği ihtimali kadar endişe verici. Birleşik Krallık ve Fransa gibi diğer NATO ülkeleri de keşif verileri sağlayabilir, ancak ABD kadar kapsamlı bir şekilde değil. Avrupa’nın, Eutelsat/OneWeb gibi Starlink’e alternatif olabilecek çeşitli seçenekleri bulunsa da, bunların savaş koşullarında Starlink ile aynı performansı sergileyip sergileyemeyeceği henüz geniş ölçekte test edilmiş değil. Olası kısıtlamalara dair süregelen endişeler, uydu haberleşmesinin Ukrayna savunmasının temel bir parçası haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Tek bir sağlayıcıya güvenmek operasyonları kolaylaştırsa da, bu durum modern silahlı kuvvetlerin özel teknoloji şirketlerine ne denli bağımlı hale geldiğini de gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bunun savaş yöntemlerinde köklü bir değişime işaret ettiğini belirtiyor.
Küresel Ticaretin Deniz Yolu Kontrolleri: Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz
Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz, Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretini birbirine bağlayan, küresel tedarik zincirleri ve enerji taşımacılığı açısından kritik öneme sahip stratejik bir koridor oluşturmaktadır. Akdeniz’i Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu’na bağlayarak, uluslararası ticarette mesafe ve maliyetleri azaltırken bölgedeki kontrol ve güvenlik mücadelesini de jeopolitik açıdan önemli hâle getirmektedir, bu nedenle küresel ticaretin önemli bir kısmı Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerinden gerçekleşmektedir. Bölgedeki güvenlik tehditleri ve jeopolitik gerilimler deniz ticaretini etkilemektedir. Yemen’de devam eden çatışmalar ve deniz taşımacılığına yönelik güvenlik tehditleri, bu güzergâhın küresel ticaret açısından taşıdığı riskleri yeniden gündeme getirmektedir. Bu durum, yalnızca bölgesel aktörleri değil, enerji tedarikinden tüketici fiyatlarına kadar uzanan geniş bir ekonomik alanı etkilemektedir. Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerindeki gelişmeler, deniz yollarının yalnızca ticari değil, aynı zamanda stratejik ve siyasi bir güç unsuru olduğunu da göstermektedir. Bu nedenle uluslararası iş birliği, deniz güvenliğinin sağlanması ve küresel ticaret akışının korunması açısından kritik önem taşımaktadır.
- Avrupa Kendi Savunmasını Üstelenebilir Mi? NATO ve AB Arasında Güvenlik Dengesi
Avrupa’nın savunma alanında bağımsızlaşma kararı, değişen güvenlik dengeleri ile Rusya — Ukrayna Savaşı’nın etkisiyle daha da önem kazanmıştır. Avrupa Savunma Ajansının verilerine göre, AB üyesi ülkelerin savunma harcamaları 2025 yılında 418 milyar euroya ulaşmıştır. Bununla birlikte, artan bütçeler Avrupa’nın savunma sanayisi, askerî hareketlilik, hava savunması ve istihbarat alanlarındaki ihtiyaçlarını tek başına karşılamaya yeterli değildir. NATO, savunma ve askerî caydırıcılık için başlıca rolünü gerçekleştirirken Avrupa Birliği ortak savunma kapasitesini ve savunma sanayisini geliştirmeye çalışmaktadır. Ayrıca 7–8 Temmuz 2026’da Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nde Avrupalı müttefiklerin ittifakın savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu gelişmeler, Avrupa’nın stratejik özerklik hedefi ile ABD’nin NATO içindeki rolü arasındaki dengenin önümüzdeki dönemde de tartışılacağını göstermektedir. Avrupa’nın kendi savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmesi mümkün olsa da NATO’dan bağımsız bir güvenlik yapısı kurmaktan ziyade ittifak içindeki askeri kapasitesini güçlendirmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda Avrupa’nın güvenlik savunma alanındaki politikalarının yönü yalnızca savunma harcamalarının artırılmasına değil, bu kaynakların ortak bir strateji doğrultusunda etkin biçimde kullanılmasına da bağlıdır.
Samuel Edet, Çağatay Aykut, İclal Doğansoy, İrem Anılır, Zehra Nur Panka