GLOPOLICY Bülten Sayı 20
- Amerika- Yemen: Husilerin Son Dönemdeki Hamleleri
Bugün Husilerin son dönemdeki hamlelerinin uluslararası alandaki konumunu anlamak adına, öncelikle onların nasıl var olduklarını irdelemek gerekiyor. Bugünlerde dünyanın gidişatını etkileyen bu hareket aslına bakarsak 1994 yılındaki kıpırtıların günümüze yansımasıdır. 1994’te Güney ve Kuzey Yemen’in birleşmesine itiraz ederek uluslararası alanda boy gösterdiler. 2004 ile beraber siyasi bir hâl aldılar. Arap Baharı olarak adlandırılan hükümete karşı protestolar 2010’larda Husilere de yansıdı. Husilerin bu dönemdeki kararlı tavrı istedikleri sonucu neredeyse verdi. Bu süreçte sonuç almak için yaptıkları manevralar onların terörist olarak anılmasına sebep oldu. İlerleyen zamanlarda Husiler Aden Körfezi’ne hakimiyet kurdular. Yakın zamanda etkisi artan Filistin meselesinde İsrail’e karşı mücadele ettiler, İsrail’i ve batılı ülkeleri zarara uğratmayı başardılar. Husilerin hareketi yüzde seksenlik dağılımla genç harekettir. “Yahudilere ölüm, kahrolsun Amerikan emperyalizmi!” sloganlarıyla bugün duruş çiziyorlar. Husiler aslında bugün dünya gündemine girmediler. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin hassas noktalarına terörist olarak anılan böyle bir kitlenin saldırması dünya gündemine girmelerine sebep oldu. Bugün Hamas ve İsrail çatışmasında Hamas’tan yana yer alıyorlar. Sürekli hareket etmekten çekinmeyen bu topluluk İran ile iş birliğiyle savaş cephesinde. Bugün Yemen’deki iç savaşta bir taraf oluşturmuş oluyorlar. Kızıldeniz’in önemli noktalarına hakim olduklarını ifade etmiştik. Husiler İsrail ve Batılı ülkelere karşı gösterdikleri tıkama hareketiyle bugün gözlerin üzerlerine çevrilmesine sebep oldu. Böylece Husilerin sadece ulusal bir meseleden çıkıp global alanda kriz kaynağına dönüştüler. İşte ABD de İsrail’e destek olmak amacıyla onları bombalamış oldu. Husilerin zamanında kendi aidiyetlerini ilan ettiği Yemen dağları salt kendi halkları içerisinde gözlemlenmiyor. Bu dağların ortasında yıllar önce onlar bir kapı inşa ettiler ve bugün jeopolitik meseleler o kapının önünde sırasını bekliyor.
- Avrupalı Diplomatlar, ABD’deki G20 Toplantısında Rusya’yı Dışladı
ABD’nin Atlanta kentinde düzenlenen G20 dışişleri bakanları toplantısı, Avrupalı ülkelerin üst düzey diplomatlarının Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile birlikte “aile fotoğrafı” çektirmeyi reddetmesi üzerine Cuma günü sıkıntılı bir başlangıç yaptı. Toplantıya ev sahipliği yapan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, görüşmeler başlamadan önce fotoğraf çekimini iptal etme kararı aldı. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Cuma günü ilk oturum öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Avrupalı ortakların ve Sayın Lavrov’un yer aldığı bir aile fotoğrafı olmayacak; çünkü Rusya ile normal bir ilişki söz konusu değil” dedi. İki gün sürecek olan G20 toplantısı, Aralık ayı sonunda gerçekleştirilecek G20 liderler zirvesine bir hazırlık niteliği taşıyor. Vladimir Putin, 2019 yılından bu yana G20 liderler zirvelerine katılmadı; 2023'teki toplantıya ise yalnızca çevrim içi olarak katıldı. Rubio, görüşmelerin açılışında temel konularda birlik vurgusu yaparak mevkidaşlarına “kritik bir dönemden” geçildiğini belirtti. Rubio, “Birbiriyle bağlantılı bir dizi ekonomik ve jeopolitik krizle karşı karşıyayız” ifadesini kullandı. Küresel enerji ve ticaret sistemindeki aksamalara dikkat çeken Rubio, bu sorunların birçoğunun “küresel ekonomik düzenin temel taşlarına yönelik ciddi tehditler” oluşturduğunu söyledi. Bununla birlikte, ABD ve Rusya dahil olmak üzere çeşitli ülkeler farklı savaşların tarafı konumunda. İran ve Ukrayna’daki savaşlar, dünya genelinde gıda fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, G20 toplantısındaki bakanların, masada Lavrov’un “yalanlarını” yüzüne vurabildiklerini belirtti. İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband de Lavrov’a tepki göstererek, “Eğer değerlerimiz ve çıkarlarımız konusunda ciddiyseniz, Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın sağlanması için de daha fazla çaba göstermeliyiz” dedi.
- Lula, Kritik Bir Seçim Geri Dönüşüyle Rakibi Bolsonaro’yu Mağlup Ederek Brezilya Başkanlığını Korudu
Brezilya’nın solcu Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, sağcı rakibi Jair Bolsonaro’yu 4 milyondan fazla oy farkla geride bırakarak dördüncü kez başkan seçildi. Bu sonuç, Bolsonaro’nun ilk turu önde bitirdiği ancak hiçbir adayın salt çoğunluğu sağlayamadığı bir seçim sürecinin ardından geldi. Lula’nın zaferi, Brezilya’nın 1988'de demokrasiye geçişinden bu yana, ilk turu kaybeden bir adayın başkanlığı kazandığı ilk örnek oldu. Lula’nın zaferinde, 10,8 milyon destekçiye ulaşan bir WhatsApp kanalı ile çeşitli politika hamlelerinin kritik bir rol oynadığı belirtiliyor. Bolsonaro ise seçim sonucunu kabul etmeyi reddediyor. Yüksek Mahkeme’nin oy verme süresini iki saat uzatmasını gerekçe göstererek seçimin iptal edilmesi gerektiğini savunuyor; oysa sandıklar kapanmadan önce her iki taraf da oy verme süresinin uzatılmasını talep etmişti. Brezilya’nın başkenti Brasília’dan bakıldığında, Bolsonaro’nun itirazının sonuç vermesi pek olası görünmüyor; zira mağlubiyet oldukça net ve belirgin bir oy farkıyla gerçekleşti. São Paulo ve Rio de Janeiro’daki Brezilyalılar sonuç konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bir seçmen sonuçtan “büyük mutluluk” duyduğunu ifade ederken, bir başkası “Brezilya daha iyisini hak ediyordu” diyerek, ülkenin önümüzdeki dört yıl boyunca sağ eğilimli bir kongreyle “sıkışıp kalacağını” savunuyor. Bu durum, Lula’nın karşı karşıya kalacağı zorluklardan sadece biri. Derinden kutuplaşmış bir ülkeyi birleştirme göreviyle birlikte düşünüldüğünde, önümüzdeki dört yıl Lula için önceki üç döneminden çok daha çetin geçebilir.
- Libya Temsilciler Meclisi Türkiye ile deniz anlaşmasını onayladı: Doğu Akdeniz’de dengeler değişir mi?
Doğu Libya parlamentosu 20 Ekim’de, 2019’da Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile Türkiye arasında imzalanan deniz anlaşmasını onayladı ve aynı gün biri anlaşmanın onaylanmasını reddeden; diğeri Ankara ile siyasi ilişkileri kesen iki kararı oybirliğiyle iptal etti. Böylece Mısır’ın uzun süredir desteklediği doğu kesimi, Kahire’nin karşı çıktığı bir anlaşmayı benimsemiş oldu; Mısır ve Yunanistan da onayı reddetti. Yunanistan’a göre Türkiye ile Libya’nın karşılıklı ya da bitişik kıyıları olmadığı için deniz yetki alanları sınırlandırması yapmanın hukuki bir zemini yok; Atina yönetimi ayrıca anlaşmanın Girit gibi Yunan adalarının haklarını yok saydığını savunuyor. Türkiye ise denizlerdeki hakları düzenleyen BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf değil ve Atina’nın sözleşmedeki adaların deniz yetki alanı doğurmasını düzenleyen 121. madde argümanına itiraz ediyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, anlaşmanın onaylanmasından derin üzüntü duyduklarını açıklarken, AB anlaşmanın üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti ve Yunanistan ile Kıbrıs’a desteğini yineledi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkelerine dayandığını ve iki ülkenin karşılıklı hak ve çıkarlarını koruduğunu söylerken, Bakan Hakan Fidan anlaşmanın meşru olduğunu, Libya parlamentosunun onayının sadece şekli bir adım olduğunu, çünkü Ankara’nın anlaşmayı zaten yürürlükte saydığını belirtti. Bazı analistlere göre gelişme Türkiye için diplomatik bir kazanım; ancak 2019’daki anlaşmanın yarattığı gerilimin de bir süre sonra yatıştığını hatırlatarak bu krizin de sönebileceğini düşünenler var.
- Brüksel zirvesinden para çıkmadı: Ukrayna’ya söz var, kaynak yok.
AB liderleri iki günlük zirveyi 16 Ekim’de 2028–2034 dönemi çok yıllı bütçe (MFF) konusunda anlaşma olmadan ve Ukrayna için yeni somut bir mali taahhüt verilmeden bitirdi. Liderler yıl sonuna kadar anlaşma hedefinde birleşti ancak AB’ye çok para yatıran ülkeler fazla ödemek istemiyor. AB, daha önce Ukrayna için iki yıl içerisinde 90 milyar euroluk bir destek kredisini onaylamıştı ancak bu Ukrayna’nın ihtiyacının yalnızca üçte ikisini karşılıyor. Euroclear’da bulunan yaklaşık 185 milyar euroluk dondurulmuş Rus varlıklarının Ukrayna için fon olarak kullanılması önerisini Belçika Başbakanı Bart De Wever kabul etmedi. Belçika karşı çıkmaya devam ettiği sürece Ukrayna için yeni bir AB borçlanması giderek tek gerçekçi seçenek gibi görünüyor. Ukrayna, 2027 savunma ihtiyacının 40 milyar euroluk kısmının finansmansız olduğunu G7’ye iletti; Zelenski, borç yükünü artırmayan mekanizmalar talep etti. 26 Kasım’da bütçe için olağanüstü bir zirve yapılacak ve Ukrayna’nın finansmanı da yüksek ihtimalle orada tekrar gündeme gelecek. Şu an için AB destek sözünü yinelemiş olsa da kaynak yaratamadı.
- COP31 Antalya: Türkiye’nin Küresel İklim Diplomasisindeki Yeni Rolü
- Grönland’ın Jeopolitik Önemi: Danimarka, ABD ve Arktik’teki Güç Mücadelesi
- Rusya, Afrika Ülkeleriyle Siyasi, Ekonomik ve Askeri İşbirliğini Genişletmek Amacıyla Üçüncü Rusya-Afrika Zirvesi’ne Ev Sahipliği Yaptı.
Rusya’nın Afrika’daki angajmanı genişledi ve bu varlık askeri alandan diplomatik ilişkilere kadar her alanda görülüyor. Bu varlığın kanıtı olan forumlardan biri de yakın zamanda düzenlenen Rusya-Afrika Zirvesi oldu. Zirve ilk kez 2019’da Soçi’de toplanmıştı. Bu yıl üçüncüsü yapılan zirve 28–29 Ekim 2026 tarihlerinde Moskova’da gerçekleştirildi ve aralarında 22 Afrikalı liderin de bulunduğu 48 ülkeden heyetleri bir araya getirdi. Toplantı, jeopolitik ortamın giderek değiştiği bir dönemde yapıldı. Rusya ile Batı arasındaki rekabet pek çok cephede sürüyor. Bunlardan biri, Afrikalıların Rusya saflarında savaşmak üzere devşirildiği Ukrayna’daki savaş. Bir diğeri de Afrika kıtasının kendisi. Çeşitli raporlara göre etkinlikte siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda çeşitli işbirliği anlaşmaları ortaya çıktı. Nitekim Kremlin’in internet sitesinde yayımlanan etkinlik tutanağına göre toplantıda 150 ikili ve çok taraflı belge imzalandı. Bunlar arasında Afrika’nın alt bölgesel kuruluşlarıyla ve bizzat Afrika Birliği ile yapılan hükümetlerarası işbirliği belgeleri de var. Bu durum, Rusya’nın angajmanlarını ve varlığını giderek daha kapsamlı hale getirmeye çalıştığını gösteriyor. Nitekim temaslar Nijerya, Etiyopya ve Kenya gibi bölgesel alt hegemonları da kapsadı. Dikkat çekici bir gelişme olarak Etiyopya, zirvenin marjında Rusya’dan ilk 12 Su-35 savaş uçağını teslim aldığını duyurdu. Ülke bir yandan olası bir iç savaş tehlikesiyle, öte yandan süregelen Sudan iç savaşındaki rolü nedeniyle Batı’nın artan baskısıyla karşı karşıya. Bu nedenle teslimatın Etiyopya’nın savunma kapasitesi açısından önemli sonuçları var. Bu gelişme, Rusya Devlet Başkanı’nın konuşmasında da ima ettiği ortaklık söylemini besliyor. Devlet Başkanı, Afrika’nın kendi kendine yetme ihtiyacına değindi. Rusya’nın bu yöndeki mevcut katkılarını ve katkıya devam etme isteğini de vurguladı. Analistlerin belirttiğine göre bu söylem, etkinlik boyunca Rus yetkililerin benimsediği retoriği yansıtıyor.
- QUAD Ülkeleri, Çin’in İhracat Kısıtlamalarına Karşı Küresel Tedarik Zincirlerinin Güçlendirilmesi Konusunda Anlaştı
Quad, daha doğru bir ifadeyle Hint-Pasifik Quad’ ı, ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya’dan oluşan bir ittifak. İttifak, 2010’lardan bu yana kimliğini Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in etkisine karşı bir denge unsuru olmasından alıyor. Bu ülkelerin Dışişleri Bakanları 31 Ekim 2026’da toplantı sonrasında bir açıklama yayımladı. Açıklamada küresel tedarik zincirlerini güçlendirme konusunda ortak karar aldıklarını duyurdular ve ihracat kısıtlamalarını sert bir dille eleştirdiler. Bakanlar aynı açıklamada “…keyfi ihracat kısıtlamaları da dahil olmak üzere ekonomik zorlamaya ve kritik sektörlerde küresel tedarik zincirlerini bozacak şekilde aşırı kapasiteye yol açan piyasa dışı politika ve uygulamalara ilişkin ciddi endişelerini“ dile getirdi. Açıklama Çin’in adını açıkça anmıyor, ancak örtük olarak Çin’in adımlarına doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor. Bu durum, o tarihten bu yana gelen tepkilerde de gözden kaçmadı. Çin’in ulusal basında ve diğer açıklamalarda dile getirilen tepkisi bu bağlantıyı doğruladı. Ulusal basının tepkisi daha sert ve doğrudandı. Basın, açıklamayı “çarpıcı bir diplomatik ikiyüzlülük” örneği olarak kınadı ve ABD ile müttefiklerinin sürekli başvurduğu Çin karşıtı söylemi anımsattığını belirtti. Bu durum, daha önceki açıklamalar ışığında özellikle önem kazanıyor. İttifak, Mayıs 2026’da yayımladığı bir açıklamada Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizi konusundaki ciddi endişelerini dile getirmişti. Çin bu deniz alanlarında birçok ülkeyle denizcilik anlaşmazlıkları yaşıyor. Bu ülkelerden biri de Japonya. İki ülke, Doğu Çin Denizi’ndeki bazı adaların kontrolü konusunda anlaşmazlık içinde. Model Diplomat’ın iki ülke arasındaki gerginliğe ilişkin son gelişmeleri derleyen kronolojisine göre, iki ülke 7 Temmuz 2026’da bölgede yeniden karşı karşıya geldi. Bu olay, Çin’in Japonya’nın savunma ve turizm sektörlerine yönelik cezai adımları nedeniyle giderek gerginleşen bir ortamda yaşandı. İttifakın bir diğer üyesi Hindistan’ın da Çin ile süregelen ama şu anda donmuş durumda olan bir sınır anlaşmazlığı bulunuyor. Bu bağlama ABD’nin Çin ile süregelen küresel rekabeti ve Avustralya’nın Çin ile diplomatik anlaşmazlıklara giderek daha fazla dahil olması da eklenince, iki kamp arasında giderek sertleşen karşılıklı söylem daha da derinleşiyor. Yine de birçok analistin sıklıkla vurguladığı gibi, bu tür açıklamalardan ve daha geniş tepkilerden doğan gerilimler ve dinamikler Tayvan meselesinden ayrı düşünülemez. Bu mesele, ittifak ile Çin arasındaki karşılaşmanın örtük açıklamaların ötesine geçip aktif bir askeri çatışmaya dönüşmesi ihtimalini barındırmaya devam ediyor.
Ülfiye Meşe, Çağatay Aykut, İrem Anılır, Zehra Nur Panka, Samuel Edet